Bir çok yolun ( Advaita, Zen, Taoism, İslam Tasavvufu )
metodlarını bizzat gözlemleyerek, uygulayarak ve uygulayanların hallerine
bakarak geçen 23 senenin sonunda aşağıda okuyacağınız yazı ortaya çıktı. Her
yazdığımız şey de eksikler çok olacaktır ama şu an da keşf edilen marifetler
birazıyla dile getirilmiştir.
Genel de yolların erdem’e, iyi insan olmaya ve sistem yasalarına uygun davranmaya yönelik söylemleri ( şeriat ) daha
rahat anlaşılsa da, ibadet’in neden yapıldığı? Nasıl yapılması gerektiği? “Sâlat
müminin miracıdır” gibi ifadelerin nasıl hayatımızda ortaya çıkabileceği? “Ben secdeye kapandığımda ayağımdaki oku
çıkarın” diyen Hz. Ali’nin namazının nasıl böyle olabildiği? “Her kim ki 2
rekat boyunca ne dünya ne de ahiret düşüncesi aklından geçmeden sâlatı ikame
edebilirse, annesinden doğduğu günkü gibi doğrulur.” Sözünün Zahiren nasıl
gerçekleşebileceği gibi sorular malesef pratikte cevaplanamamakta. Ya bütün bu
söylemler içsel, Batınî manalarla aktarılmaya çalışılıp, pratikten yoksun bir
fikir salatası oluşturulmakta ya da işe yaramayan metotlarla bu hallerin açığa
çıkacağı zannedilmekte.
Bu yazı aşağıda ki metodolojiyi uygularsan iş tamamdır anlamında yazılmadı, sadece bu konuda büyük eksiklikler görüldüğü için, ibadet konusu spesifik olarak ele alındı.
İlk olarak söyleyeceğimiz şudur ki; İnsan'ın beden - zihin
ve Hakikat noktasından herhangi bir mertebesini inkar eden, görmezden gelen her
ekol de olgunluk bakımından eksiklik mevcuttur.
İnsan'ın beden - zihin olarak kulluk halini reddeden ve
sadece Mutlakiyeti yaşatmak için gayret eden yollar anlayış bakımından
eksiktir. Bu nedenle aşağıdaki konunun ana yolu İslam tasavvufudur, zira
kemâlet bakımından en kapsayıcı, bütün mertebeleri toplamış olan yol bizim
indimizde budur.
İnsan, beden - zihin itibarıyla sınırlı, sonlu, değişken ve
dinamik bir yapıdır, dünyada et kemik bedeniyle, kabir aleminde oraya uygun bedeniyle vb. dönüşüm geçirerek yoluna devam eder. Hakikatı itibarıyla ise sonsuz, değişmez ve Mutlaktır. O
nedenle "Sen O'sun" anlayışı yeterli değildir, Sen hem O'sun, hem
Değilsin noktası en olgun aşamadır. Beden ve zihni, Mutlak olandan ayrı
bağımsız ve kopuk olarak algılamak bir sorundur. Fakat sanki bu beden - zihin
"hiç yokmuş" gibi ifade etmek ya da algılamak da eksik bir anlayışın
neticesidir. Fakat elbette herkesin derecesi türlü türlüdür.
İnsan'ın kulluk noktası "dikkatidir" Dikkat
neredeyse kulluk oraya yapılır, yani kulluk bir nevi yöneldiği şeyle özdeşleşme
demektir. Zira gerek çevreden gerek bedenden gelen sinyaller dikkatin onlara
bürünmesiyle, yönelmesiyle hayat bulur ve o tecellilere farkındalıksız kulluk yapılır. Oysa
murad edilen "Sonsuz, sınırsız, değişmeyen Mutlak olana" farkındalıklı kulluk
yapılmasıdır. Peki bu ne demek? Ufak kesitsel enstantaneler ile konuyu
ilerletip bağlayalım.
Yer Hira mağarası, Hz. Muhammed (s.a.v.) kendi saf aklı olan
Cebrail ile muhatap oluyor. Cebrail "cebr" ile "3 kere sıkıyor
ve Oku emri ile bırakıyor"
Yer anne karnı, çocuk "doğ" emri ile muhatap
oluyor, annesinin doğum kanalında cebr ile sıkıştırılıyor ve bırakılıyor.
Yer ibadet hali, kişi zikrediyor, zikrin "basıncı"
ile sıkıştırılıyor, daralıyor ve bırakılıyor.
İnsanda ibadet esnasında mevcut
olması gereken temel unsurlar:
1) Dikkat ( Rahmani Kudret )
2) Nefes-i Rahman ( Cebrail - Ruhul Kuddus, kelime – dua – hareket - akış )
3) Kalp ( Sevgi, toprak, Rahim )
4) Sessizlik ( Tanımsız Hakikat )
1) Dikkat ( Rahmani Kudret )
2) Nefes-i Rahman ( Cebrail - Ruhul Kuddus, kelime – dua – hareket - akış )
3) Kalp ( Sevgi, toprak, Rahim )
4) Sessizlik ( Tanımsız Hakikat )
OLMALIDIR...
Bunlardan hangisi eksikse o kişi Ruh'dan, Nur'dan mahrum kalır. İbadeti kuru bir emektir. Kulluğu eksiktir.
Nur yok ise, Cebrail yok ise, Ruh-ül Kuddus yok ise kişi
Aydınlanamaz. Sadece varoluş hissinin içinde gevşer ve kaybolur. Mutlak
Aydınlanma ve Mirac diye ifade edilen şey sadece Mutlakiyette sessizleşmek
değil, Beden - Zihin ve Hakikat'ın tek potada hizalanmasıdır. Kelimelere
takılma, kelimeler eksiktir, işaret ettiğimi fark et. Bunun önemini gerçekten
anlatamam. O yüzden yukarıda dediğimiz gibi kulluğa dayalı çalışmaları es geçen
ekoller, Mutlakiyet noktasından konuşsa dahi eksiktir. Zira Bütün Nebilerin Hatemi, En Mükemmel örnek olan Resul-ü Kibriya Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.)
Efendimizin "Kulluğumla iftihar ederim." , "En yüksek makam
kulluktur" gibi işaretleri bu manayı bize gösterir. Peki kulluk nedir?
Gökteki bir tanrıya tapınmak mı? Tabi ki değil.
Fiş var, priz var ama elektrik hattı yok. Kişi ne kadar
zikretse, ne kadar dua etse, ne kadar sessizlikte kalsa aydınlanma - mirac için
gereken şartlar yerine gelmemiştir. "ama efendim aydınlanma şarta bağlı
değildir" diyenler olmakta lakin "Bu söz yine Mutlakiyet noktasının
sözüdür, kulluk aşamasında her şey şartlara tabidir" Beden ve zihni,
İlimle, anlayışla, tevazuyla, sabırla, az yiyerek, az konuşarak, az uyuyarak ve
ibadet denilen çalışmaları aşağıda okuyacağın metodolojiyle yaparak
hazırlanmazsan "Mirac" ancak "Ne yapalım, kısmetim
değilmiş" gibi sloganların arkasına saklandığın ulaşılmaz bir şeye
dönüşür. Fikir biriktirmek, kafa çalıştırmak, laf üretmek yeterli değildir
vesselam.
Doğru metodoloji yoksa beden - zihin mekaniği ( beyin -
sinir sistemi ve kalp denklemi ) düzgün çalıştırılmazsa aydınlanma
gerçekleşmeyeceği gibi ruhsallık zannedilen tuhaf semptomlar ortaya
çıkacaktır.
Bugüne kadar gördüğümüz tasavvuf yollarında metodoloji
bozulduğu için; elde zikirmatik Tv seyrederken zikir yapmak, veya dikkat
dağınık halde zikir yapmak, veya zikir biter bitmez hemen kalkmak, zikri kalbe
doğru yapmamak gibi eksikler yolcuların dengeli kulluk aşamasını
etkilemektedir. Ben zikir yazsam da buna namaz, dua da diyebilirsiniz. Hepsi
bunun içindedir.
Bu aşamalar eksik olduğunda ilaveten bir de İlimle,
anlayışla, tevazuyla, sabırla, tevekkül, tefekkür, şükür, hamd, az yemek, az
konuşmak, az uyumak vb. şeylerle birleşmezse büyük sıkıntılar doğurduğu gibi,
ilimle birleşir ama ibadette ki kulluk aşamaları yine eksik bırakılırsa başta
"bilgi kibri" olmak üzere yine bir sürü semptom verecektir.
İş tabi
ki bu kısa yazıda anlatılabilecek basitlikte değildir. Bu uzun yıllar
gerektiren bir yolculuktur lâkin yola olabilen en sağlam teçhizatla çıkılırsa,
açlık, susuzluk, yalnızlık çekilmez, eşkiyalara karşı korunma da maksimum olur.
Gerçek metodolojiyi bilen ve ona göre yönlendirebilen bir İnsan-ı Kâmil bulmak
elbette evlâdır fakat böyle birini bulmak okyanusta inci bulmaktan daha zor
olduğundan kendi başına yolculuğun biraz daha kolaylaşması ve harcanan efora
biraz değmesi için bu yazı yazılmıştır.
En olgun ibadet, Nur'un beden ve zihni istila etmesi - Mirac
için gereken hazırlık acizane keşfettirildiği şekliyle şudur: İlk 3 madde eksik
yapılırsa kalite düşer, sonraki maddeler eksik yapılırsa kalite sıfırlanır.
İbadet kupkuru, elektriksiz, cansız, ruhsuz bir ceset haline döner. Şekil şartı
yerine getirilse de manası yeşermemiş olur.
1) Mide aç olmalıdır, dolu mide sindirimle uğraşacağından
beyindeki enerjinin çoğunu emer.
2) Abdest alınmalıdır, bio elektrik yükleme kullanılmaya
hazır olmalıdır.
3) Gözler kapalı olmalıdır ( böylece suretler, duyular ve
dışardan veri girişi azaltılmış ya da kapatılmış olur ), özel zaman
ayırılmalıdır.
4) Dikkat; odaklı, keskin ama rahatsız edici bir gerginlikte olmamalıdır. Dikkat; eril güçtür, iktidardır... dikkatini toplayamayan iktidarsızdır, manevi kalp çocuğunu ( Veled-i Kalp, İsa'yı ) doğuramaz.
4) Dikkat; odaklı, keskin ama rahatsız edici bir gerginlikte olmamalıdır. Dikkat; eril güçtür, iktidardır... dikkatini toplayamayan iktidarsızdır, manevi kalp çocuğunu ( Veled-i Kalp, İsa'yı ) doğuramaz.
5) Dikkat söylenen zikre, sureye, ayete, duaya vb.
yönlendirilir. Tavsiye edilen önce tövbe istiğfar ( hataların dile getirilmesi
) sonra Salavat ve sonra da istenen çalışmayı yapmaktır. Buna kudretin
cisimlenip akışa geçmesi, Nefes-i Rahmanın üflenmesi denir. Bu kavramların her
mertebede ve olayda bambaşka açılımları vardır, biz burada sadece ibadet
esnasında ki manalarına ucundan değindik.
6) Dikkatin yoğunlaştığı zikir kalbe doğru okunmalıdır...
Sanki kalbin içine aktarılıyor, oraya ekiliyor, gömülüyor, yerleştiriliyor
gibi, dikkatin tamamı zikredilen şeyle birlikte kalbe yönlendirilmelidir.
Dikkat her dağıldığında tekrar toplanmalıdır.
7) Sıkıntı, yorgunluk, yoğunluk, Cebr oluşana kadar devam
edilmelidir. Bu oluştuğunda bir süre daha ısrar edilerek devam edilmelidir.
8) Cebr, sıkışma, sıkılma, daralma, yoğunluk ve yorgunluk
belli bir aşamaya ulaştığında bir an da "DURUP" sessizliğe gömülmek
gerekir... Burası meyvenin toplanacağı yerdir, dikkat tamamen sessizliğe
"teslim edilir" Dikkat artık odaklı ve keskin
olmamalıdır... gevşek ve rahat olmalıdır... Sessizliğin içinde kaybolmalıdır.
Sessizliğin içine gömülmeli, erimeli, sıfırlanmalıdır. Oluşturulan
basınçtan sonra sessizlikte kalmak ve gevşemek Ruh’un, Nur’un nüfuzuna sebep
olur. Beden ve zihin kanallarına Nur dolar, bu doldukça beden – beyin – sinir
sistemi ve kalp Mirac’a hazırlanır.
Soru: "Ben en baştan sessizliğe
geçebiliyorum, ne gerek var bu kadar efora?"
İstediğin kadar sessizliğe geç, kulluktan, Ruhül kuddustan mahrum olacağın için En olgun seviye gerçekleşmez. Eksik kalırsın ama kendince mutlu, mesut, huzurlusundur. Biz en kâmil olan, en kapsayıcı olan hali yazmayı istedik. Başaramasakta gayret ettik inşallah.
Soru: "Zikir beyinde ki nöronları her halükarda
çalıştırır, bu kadar şeye gerek yok."
Evet nöronların çalışır, bilgi kibri
gelir ya da atıl halde belli bir enerji birikir bunu da dünyevi işlere çar çur
edersin . Rahmaniyetten, Rahimiyetten, kaliteden yoksun bir hal oluşur, buna
emin olabilirsin. Ayrıca bu konu daha da detaylıdır, hangi zikir? ne sayıda?
hangi halde? yapılıyor... Yolda yürürken, iş, güç yaparken günde 50.000 adet
zikir yapıp panik atak hastası, şizofren vb. olanları da gördüğümüz için.
Dikkat, özen ve hazım önemlidir. Ayrıca nasıl ki sen biriyle konuşurken o başka
yere baksa, sürekli sağa sola dikkatini kaydırsa "rahatsız" olursun.
Değer verilmiyor gibi hissedersin. İbadet bundan farklı değildir, elbette
yürünürken ve diğer hallerde de yapılabilir ama mutlaka özel ve maksimum
kaliteli zaman ayırarak acizane yukarıda belirttiğimiz usulle de uygulanmasını
tavsiye ederiz.
Soru: “Hz. Muhammed (s.a.v.) böyle
bir metodolojiyle Hira mağarasında uygulama yapmadı ama?
Aslında mağarada ne yaptığını kimse
bilmiyor. Tefekkür etti diyenler, Hz. İbrahim’in zikrini yapıyordu diyenler vb.
Rivayetler olmakta birlikte esasen bilinmiyor. Gerçek cevap bu. Ama ilaveten
zaten Risalet hükmü ile gelmiş olan için sebepler başka türlü hazırlanabilir
fakat emin ol yine bu denklemin farklı bir formatıyla hazırlanır.