Bütün öğretilerde gördüğümüz ortak kavramlardan biri olan teslimiyet (
surrender ) nasıl gerçekleşir? Çocuklukta oluşan ego ile birlikte zihne
yüklenmeye başlayan programlar ( telkinler, inançlar, şartlanmalar )
devasa bir arşive dönüştüğünde, bu otomatik çalışan programlar nedeniyle
asla teslim olamayan, gevşeyemeyen, serbest bırakamayan ( umursamazlık
ya da boşvermişlik anlamında değil ) , her şeye karşı yargıda bulunan,
kontrol etmek isteyen, onaylanmak isteyen, güvende hissetmek isteyen bir
yapı ortaya çıkar. Fiziksel ve zihinsel hastalıkların kaynağı bu olduğu
gibi, kişinin kendini bilmesi önünde ki en büyük engelde budur. Zihin
sürekli bu altta çalışan bilinçaltı programlar ile refleksif şekilde
özdeşleşip kişinin hayatını bu perde arkasından, maskelenmiş şekilde
yaşamasına sebep olur. Kişinin kendi hakkındaki her türlü fikri, inancı,
imajı, duygusu tamamen uydurma bir tanımlama olup kesinlikle O'nun asli
varlığını anlatamamaktadır. Çözüm, hiç bir tanımlamaya kapılmadan gelen
her türlü duygu, düşünce, hayal vb. programlarla özdeşleşmeden boşluk
olarak tertemiz kalan bir zihin durumunu açığa çıkarmaktır fakat bu
gerektiğinde düşünebilme durumunu tabi ki engellemeyecektir.
Deneyimlemeden anlaşılamayacak bu olgu için şu an da zihninin yorum
yapmasına izin verme. Bu uygulama ilk başta yoğun bir efor gerektirir.
Zira bu zihinsel refleks çok hızlı şekilde sürekli herşeyle
özdeşleşmektedir. Tek yolu, her özdeşleşme farkedildiğinde ( yani
düşüncelerde, hayallerde, duygularda kaybolduğunu fark etmek ) hızlıca
ve aniden bu özdeşlik terk edilerek, bilinç adeta o durumdan geri
çekiliyormuş gibi bir bırakma haline geçirilmelidir.
Serbest bırakmak demek, Gelen duyguya ya da diğer programlara hiçbir etiket takmadan, hiçbir
yorumda bulunmadan, iyi, kötü vs. diye yargılamadan, ondan kurtulmaya
çalışmadan ve serbest bırakayım da bu şey gitsin bir an önce
demeden... tamamen olduğu gibi o duyguyu yaşamaktır. Eğer serbest bırakmayı, "negatif" olarak etiketlediğin
bir duygudan kurtulmak için araç olarak kullanmaya çalışıyorsan, zaten
temelde o duyguya karşı bir yargın var demektir ve bu da aslında serbest
bırakmanı engeller.
Gitmeyen duygular, bu yüzden gitmez, Kişi
ona yargıda bulunduğunu farketmez ve serbest bıraktığını zanneder.
Duyguya karşı tamamen geçirgen ol, tamamen şeffaf ol. Kasmadan, kaçmaya çalışmadan, aşmaya
çalışmadan, yok etmeye çalışmadan, var kılmaya çalışmadan. Tamamen sıfır
dirençle yaşa. Bunu yaptığında oluşacak sonuçta seni ilgilendirmesin,
hedef koyarak serbest bırakma yapamazsın. Sonuca odaklandığında, bir an
önce o duygunun gitmesi için can attığında, aslında o duyguyu içten içe
"kötü ve kurtulunması gereken bir şey olarak" yargıladığın için tutmaya
devam edersin ama farkına varmazsın, sonra da yöntemin neden işe
yaramadığını düşünürsün.
Yazdığım bu anahtarı iyice
kavrarsan
hayatın da büyük değişiklikler gerçekleşmeye başlar. Duygu sadece
duygudur, beden de ortaya çıkan basit bir sinyalden ibarettir, ona isim
verip
durmayı bırak. Gidip gitmemesini umursamadan,
tamamen kendisini ortaya koymasına izin ver. Sıfır dirençle bedenini ve
o duyguyu istemeyen yapıyı gevşet, duygunun yükselmesine, artmasına,
yayılmasına, dağılmasına, kendini ifade etmesine izin ver. Bu
söylediğime 7/24 devam et....
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder