8 Ekim 2015 Perşembe

LESTER LEVENSON'IN AYDINLANMA ÖYKÜSÜ



Lester Levenson bir fizikçiydi.  Hayatında aydınlanma, ruhsallık, din vb. şeyler ilgi alanında değildi. 42 yaşına geldiğinde geçirdiği bir kalp krizi sonrasında hastaneye kaldırıldı. Yaşadığı yıllarda bypass ya da diğer yöntemler bulunmuyordu. Doktor şöyle dedi: “Bağcıklı ayakkabı bile alma, bağlarken ölebilirsin... pencereni fazla açık tutma, dışardan yüksek bi ses gelirse ölebilirsin. Sevdiklerinle vedalaş,  maksimum 3 aylık ömrün kalmış.” 
Ölüm artık onun için bir olasılık değildi, herkes öleceğini bilmesine rağmen aslında hiç bir zaman gerçek anlamda bunu düşünmezken, o artık bununla yüzleşmek zorundaydı. Gerçi nicesi böyle bir haber duyardı ama ancak Lester gibisi aşağıda okuyacağın yolda ilerlerdi.
Duyduğu bu haber üzerine yıkılmış bir halde eve döndü, ailesinden onu yalnız bırakmasını, dinlenmek istediğini söyledi. Morali çok bozuktu. Saatlerce bir ölü gibi oturduktan sonra içinde ufak bir enerji kıpırdadı, kitaplığına doğru baktı. Bir sürü kitabı vardı, felsefe, psikoloji, fizik ve diğer konularla ilgili pek çok kitap okumuştu. İçinden “Belki doktor yanılıyordur, belki bi çözümü vardır, bu kitapları tekrar gözden geçireceğim.” dedi.. Oturdu ve hepsini tek tek yeni baştan inceledi ama hepsi anlamsızdı, işe yarar hiç bir şey yoktu. Öfke ve içerlemeyle hepsini tutup, çöpe attı. Sonra da şu cümleyi kurdu: “Aptal Lester! Güya bir sürü şey biliyorsun ama KENDİNİ BİLMİYORSUN! Hayatını bu aptal, işe yaramaz şeyleri öğrenerek harcadın.”
Bunun üzerine cevabını kendi bulmaya karar verdi ama nerden başlayacağını bilmiyordu, ne yapmalıydı?  O esnada karamsarlık yeniden atağa geçti, ağlayarak kendi kendine söylenmeye başladı “Ben bunu hak etmedim, daha çok gencim, ölmeye hazır falan değilim... hem zaten bütün hayatım boyunca ne istedim ki, sadece ufacık bir mutluluk.”  Bir anda durdu... “Peki mutluluk nedir?” diye dökülüverdi ağzından... sonra ki 1 ay boyunca hep aynı soruyu sordu... “Peki mutluluk nedir?”  
İçinden yükselen her cevabı kendi zihin laboratuarında titizlikle inceliyordu. Fizikçi olmasının avantajını içsel objektif incelemeye yönlendirmişti. Cevaplardan bazıları... Mutluluk başarılı olmaktır, mutluluk zengin olmaktır, mutluluk sağlıklı olmaktır, mutluluk sevilmektir şeklindeydi... fakat hayatını incelediğinde bunların hiç biri onda her zaman mutluluk duygusu uyandırmamıştı. 
Başarılı olduğu zamanların hepsinde mutlu değildi, zengin olduğu, sağlıklı olduğu, sevildiği zamanlarda da öyle. 1 ayın sonunda sorusunu değiştirdi... “Ben hayatımda hiç mutlu oldum mu?” Evet olmuştu, uzun yıllar önce ki bir hatırası geldi aklına, bir arkadaşıyla kampa gitmişlerdi, arkadaşı çadırını kuramamıştı. Lester’da ona yardım etmişti, o an da mutlu olduğunu fark etti... sahneyi didiklemeye başladı... Niçin mutluydu? Yardım ettiği için mi? Hayır ondan değildi, arkadaşına sevgi duyduğu için mutlu olduğunu fark etti. Hemen bunun doğru olup olmadığını kontrol etmek için başka mutlu olduğu bir hatırayı hatırladı, ona da dikkatlice baktığında aynı şekilde sevgi hissettiği için mutlu olduğunu gördü, bütün mutlu olduğu hatıraların ortak öğesi “sevgi hissetmesiydi”... sonunda zihin laboratuarında yaptığı titiz incelemeyle mutluluğun Gerçek sebebini ayrıştırıp fark edebilmişti. 
Peki dedi bu benim ne işime yarayacak? O anda doktorun ona öleceğini söylediği sahne canlandı.. bi anda öfke, nefret, içerleme duyguları kabararak “Aşağılık herif, zaten benimle doğru düzgün ilgilenmediler bile, ölmem için eve gönderdiler. Hepinize lanet olsun, nefret ediyorum sizden..” diye söylenmeye başladı... bi an da durarak... “Bu nefreti sevgiye dönüştürebilir miyim?” diye sordu... Zihni ona “Saçmalama, o pislik herifi mi seveceksin, o bunu hak etmiyor.” dedi... Lester: “Hayır, hayır onun hak edip etmemesiyle ilgilenmiyorum, onun faydası için de değil... kendim için bu nefreti sevgiye dönüştürebilir miyim?” bir anda içinden cılız bir sevgi hissi belirdi ve nefrete doğru yöneldi... nefret duygusu aniden kırılarak, dağıldı... göğsünde koca bir boşluk oluşmuştu... Büyük bir şaşkınlıkla: “Nasıl yani? Bu kadar kolay olabilir mi?” hatırayı tekrar kontrol etti.. içinde kendisine duyduğu acıma hissi kalmıştı... O’na da sevgi duygusunu yönlendirince, tamamen boşluk ve huzur oluştu.. Gözlerinden sevgi gözyaşları akarken şaşkınlıkla tebessüm etti.
Her gün uyanık olduğu bütün saatler boyunca, hayatında bulabildiği her türlü sevgisizliğe yani birikmiş hatıra ve duygularına aynı şeyi uygulamaya başladı... 1 ayın sonunda enerjisi yerine gelmiş ve güçlenmişti. Zihni ona: “Artık ailenle ve arkadaşlarınla dışarı çıkıp onlara vakit ayırabilirsin.” demesine rağmen... “Hayır, tamamen özgürleşmeden kimseyle görüşmeyeceğim” dedi... ( Buna bütün öğretilerde Aydınlanma Yemini, Özgürleşme sözü, Yola kendini adamak denir. )
Fazla insan görmemek adına sabah çok erken ya da gece çok geç saatlerde dışarı çıkarak market alışverişni yapıyordu. Bir gün umduğundan daha fazla insanın markette olduğunu görünce rahatsız olduğunu fark etti ve bu sefer dışarıdan onu rahatsız ettiğini gördüğü her şey için serbest bırakma yapmaya başladı... Her gün daha da hafifliyor ve enerjisi yükseliyordu. Artık hayatının en zorlayıcı travmasıyla yüzleşmeye hazırdı! 20 sene önce ayrıldığı sevgilisini düşündü... Lester’ı başka bir adam için terk etmişti... Lester’ın bu olayın acısını unutması ( daha doğrusu bastırması 5 senesini almıştı ) sevgilisinin güzel yüzü geldi gözlerinin önüne, bir anda kalbi acıyla sarsıldı, midesine yumruk yemiş gibi hissetmeye başladı, nefesi kesildi... Sevgiye dönüştürmeye çabalıyordu, saatler saatleri kovaladı... duygular gitmiyordu.. çaresiz kalmıştı... ağlamaya başladı “Neden gittin, neden beni bıraktın... insanların birbirine bunu yapmasına izin verilmemeli, çok mutlu olabilirdik, benim karım olabilirdin.. çocuklarımız olabilirdi... hayırrr gitmeee, gitmene izin veremem!”   
Bir an da durdu... 20 sene önce bitmiş bir olayı hala bırakamıyordu... Olayı “kontrol etmek istediğini” fark etti... Şaşkınlık içinde, kontrol etme isteğini bırakıverdi... saatlerdir gitmeyen bütün duygular, topluca bir anda kayboldular. Zihnin ( nefsin ) 3 temel programını keşfetmişti... Kontrol etme isteği, Onaylanma isteği, Güvende hissetme isteği...  Artık yüzeyde ki duygulardan çok, altlarında yatan bu temel programları fark edip serbest bırakıyordu. Hayatta ki her olay için bu programların çalıştığını gördü... Komşusunun çıkarttığı sesi kontrol etmek istiyordu, edemezse rahatsız oluyordu. Hükümetleri, dünyada olup bitenleri, kendinde oluşan duyguları... herşeyi kontrol etmek istiyordu... “Kontrol etmekte” sorun yoktu, kontrol etmeyi “istemekte” sorun vardı... zira bu istek, “Ben kontrolsüzüm yanılsamasıyla birlikte bir gerilim oluşturuyordu. Herşeyin kontrolü kendisinde olmalıymış gibi bir tanrıcılık oynamasına sebep oluyordu. Yapamadığını gördükçe de deliye dönüyordu.  3 temel programı da yoğun şekilde bırakmaya devam ederken, çok güçlü bir coşku ve neşenin ortaya çıktığı aşamaya ulaştı. 
İnanılmaz mutluydu, sebepsizce mutluydu, enerjisini çok yüksekti.. Gençken hissettiği enerjiden bile yüksekti. Fakat bir şeylerin hala tam olmadığını hissediyordu ve şunu sordu: “Bu coşku ve neşeyi de serbest bırakabilir miyim? Sonsuz neşe ve coşkuya dayanabilir miyim? Bunun bir sonu var mı?” Doğru sorular, doğru yöne götürür... O’nu da doğruya götürmüştü. Bunları serbest bıraktığında bir an da zarifçe huzura doğru bir geçiş hissetti. Çok derin ve sarsılmaz bir huzur ortaya çıktı. Tekrar sordu.. “Bu huzuru bırakabilir miyim?” Bıraktı ve daha da yoğun bir huzur ortaya çıktı... Huzur son noktaydı. 3 ayın sonunda bedeninde bulunan kalp damarlarının tıkanıklığı, migren, böbrek taşları, ülser gibi her türlü durum iyileşmiş ve Herşeyden arınmış bir Hiç olarak, Mutlak Aydınlamayı yaşamış olarak evinden çıktı. Yeniden doğmuş olduğunun adeta bir göstergesi gibi 42 sene daha yaşayarak 84 yaşında beden - zihni bıraktı. Lester Levenson bize neyin olası olduğunu gösteren muhteşem bir örnektir. O halde haydi 7/24 serbest bırak! :)

3 yorum:

  1. bu aydınlanma daha dogrusu gerçege uyanma değil ki . bu meditasyonla rahatlama huzur bulma dolayısı ile medıtasyon yaparak uyanılmaz.

    YanıtlaSil
  2. Bence aydınlanma öyküsü... Harika... "Doğru sorular doğru yere götürür" Beden-zihni bırakınca zaten ruh kendi Özüne döner.. Aydınlanmış 42 sene daha yaşamış n'olsun daha? :) ellerine sağlık Kerem'im <3

    YanıtlaSil
  3. Bize çok şey anlatan bİr hikaye,inşallah her Bİr imiz bu yOL da Özümüze yaklaşırız,elinize yüreğinize sağlık Kerem Bey ..Sevgimle <3

    YanıtlaSil